ANA SAYFA
-
- 99 MÜHİM MESELE
- ABDÜLBASİT ABDÜLSAMED
- ABDULKADİR GEYLANİ
- ADAB-I MUAŞERET
- ADALET
- AKŞEMSEDDİN H.z
- Al-AQSA MOSQUE – MESCIDI AKSA RESIMLERI
- ALLAH
- ANA – BABA HAKKI
- ARAPCA iLAHiLER
- ASHAB-I KRAM
- AYASOFYA
- ÇOCUK
- ÇOCUKLAR İÇİN DİNİ ÇİZGİ FİLMLER
- ÇOCUKLAR iCiN iLAHiLER
- ÖLÜM VE ÖTESİ
- ÖLÜM – ECEL
- ÖMER BİN ABDÜLAZİZ
- ÜÇ AYLAR
- BÜYÜ YAPMAK !
- BELGESEL
- BERAET GECESİ
- BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ
- BİLİM
- CENNET
- CENNET & CEHENNEM
- CiNLER HAKKINDA
- CİNSEL İLİŞKİDE HARAM VE HELALLER
- DÜNYA TARiHi
- DÜŞÜNDÜREN SÖZLER
- DiGER KONULAR
- DiNi – FiLMLER
- DiNi KONULAR
- DOGA & MANZARA RESiMLERi
- DOST
- DOWNLOAD
- DRAMMEN HATIRASI
- DUALAR
- DUALAR ve ZİKİRLER – İmam Nevevi
- Dursun Ali Erzincanlı
- DUYURULAR
- DİN
- DİNİ HİKAYELER
- E – DOMUZ KÖKENLİ VE HARAM KATKILI MADDELER
- E-KiTAP & ANSiKLOPEDi
- EBRU SANATI
- EBUL VEFA HAZRETLERİ
- EDEBiYAT
- EDEP&HÜRMET&SAYGI
- EMiR SULTAN
- EN GÜZEL ATASÖZLERİ
- ESHAB-I KEHF
- EVLİLİK
- EVLİYALAR
- EZAN
- EŞREFOGLU CAMİİ
- FATİH SULTAN MEHMET
- FETVALAR
- FIKIH
- FIKRALAR
- FITIR SADAKASI
- GÖRGÜ KURALLARI
- GÜNCEL
- GÜNDEM
- GÜZEL SÖZLER
- GENEL
- GIYBET DEDİKODU
- GUSÜL ABDESTİ
- H.Z AİŞE ( R.A )
- H.Z HAFSA ( R.A )
- H.Z HIZIR ( A.S )
- H.Z MUSA
- H.Z NUH
- H.Z OSMAN
- H.Z YAHYA
- H.Z ADEM
- H.Z ALİ
- H.Z ÖMER
- H.Z ÜZEYR
- H.Z DAVUD
- H.Z EBU BEKiR
- H.Z EBU HUREYRE
- H.Z ELYESA
- H.Z EYYUB
- H.Z FATIMA
- H.Z HARÛN
- H.Z HATİCE ( R.A )
- H.Z HÛD
- H.Z iMAM-I AZAM
- H.Z LOKMAN
- H.Z LUT
- H.Z MERYEM
- H.Z MEVLANA
- H.z MUHAMMED ( S.A.V )
- H.Z SAFİYYE ( R.A )
- H.Z SALİH
- H.Z SÜLEYMAN
- H.Z TALHA
- H.Z YAKUB
- H.Z YUNUS
- H.Z YUSUF
- H.Z ZÜLKARNEYN
- H.Z ZÜLKİFL
- H.Z ZEKERİYYA
- H.Z ŞUAYB
- H.Z İBRAHİM
- H.Z İDRİS
- H.Z İLYAS
- H.Z İSA
- H.Z İSMAİL
- HABERLER
- HAC iBADETi – ViDEO
- HACI BAYRAM-I VELİ
- HAC`DA OKUNACAK DUALAR
- HADIS-i SERIFLER
- HADİS
- HALİFELER
- HARAM ve HELAL
- HARiKALAR
- HASAN BASRİ H.Z
- HAT SANATI
- HATİM-İ ESAM (h.z)
- HÜSEYİN KUMAŞ – VAAZ
- HZ. İSHÂK
- HİCAZ DEMİRYOLU
- iMAM-I GAZALi
- iNDiR
- iSTANBUL
- KABE
- KABİR HAKKINDA HERŞEY
- KADIN & BAYANLAR İÇİN
- KADİR GECESİ
- KADİYANİLİK – NEDİR ?
- KASİDE-İ BÜRDE
- KIYAMET
- KIYAMET ALAMETLERi
- KOMİK
- KONYA
- KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ
- KURBAN
- KUR`AN
- KUTUPLARDA NAMAZ
- KİM KİMDİR
- KİTAPLARA İMAN
- MAHŞER
- MANAVGAT`TAN RESIMLER
- MANZARA RESiMLERi
- MARİFETNAME
- MASONLUK NEDiR
- MÜZİK
- MEDİNE RESİMLERİ
- MEKKE RESiMLERi
- MELEKLERE İMAN
- MESNEVİ’DE GEÇEN HİKAYELER
- MEZHEPLER
- MiZAH
- MUBAREK GÜN VE GECELER
- MUCİZE'LER
- MUHABBET
- MUHAMMED
- MUKADDES EMANETLER
- Mİ'RAC KANDİLİ
- MİMAR SİNAN
- NAMAZ
- NAMAZ NASIL KILINIR
- NASREDDİN HOCA
- NASİHAT
- NECİP FAZIL (ŞAİR)
- NEFİS
- NEVRUZ VEYA NOEL KUTLAMANIN HÜKMÜ
- NiKAH
- NORVEÇ RESiMLERi
- NORVEC HAKKINDA GENEL BiLGiLER
- NORVEC`TEN RESiMLER
- ORUC
- OSLO KERMES RESiMLERi
- Oslo PiKNiK Resimleri – 2007
- OSLO`DAN FOTOGRAFLAR-2007
- OSMANLI TARiHi
- OSMANLILAR
- PEYGAMBERLER
- RABITA NEDİR ?
- RAMAZAN-I ŞERİF
- REGAİB KANDİLİ
- RESiMLER
- RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR
- SAHABELER & ASHAB-I KRAM
- SALAVAT-I ŞERiFE
- SANAT
- SAĞLIK
- SELÇUKLULAR
- SEYFETTİN ALKAN – VAAZ
- SON DAKiKA HABERLERi
- SORU ve CEVAPLAR
- SPOR
- SULEYMAN HiLMi TUNAHAN
- SİYASET
- SİYER`İ NEBİ
- TAKVA
- TARİH
- TASAVVUF
- TAVSİYELER
- TAĞUT KİMDİR ?
- TÜRKİYE
- TELEFON ŞAKALARI
- TERAViH NAMAZI
- TESETTUR
- TEVAZU
- TEVBE
- TUGRALAR
- TV
- VEDA HUTBESİ
- VEYSEL KARANi
- ViDEO
- YASİN SURESİ
- YILABAŞI KUTLAMALARI KÜFÜRMÜ ?
- YORUMLAR
- YORUMSUZ
- YUKARI KAYALAR KASABASINDAN RESiMLER
- ZEKAT
- ŞAH-I NAKŞİBEND H.Z
- ŞAKIK-I BELHİ (k.a)
- ŞEHİTLERİMİZ
- ŞEYH ŞAMİL
- ŞEYH EDİBALİ
- ŞEYTAN
- ŞİFALI BİTKİLER
- ŞİİR
- İBADET
- İBRAHİM BİN EDHEM
- İBRETLİK
- İLAHİ
- İLAHİ ve KASİDE`LER
- İLAHİLER – MUSTAFA TASKAYA
- İLGİNÇ
- İMAM BUHARİ
- İMAM-I RABBANİ
- İMAM-I AZAM
- İMAM-I ŞAFİ'İ
- İMAN
- İSKİLİPLİ ATIF HOCA
- İSLAM
- İSLAM ALİMLERİ
- İSLAM TARİHİ
- İslam İktisadında Helal Kazanç
- İSLAMA GÖRE CİNSEL HAYAT
- İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN
- İSM-İ AZAM DUASI
- İZ BIRAKANLAR
Popüler Yazılar
- YEMEK DUASI – SOFRA DUASI – TAAM DUASI
- KENZÜL ARŞ DUASI ve FAZİLETİ VE TÜRKÇE OKUNUŞU
- ABDÜLBASİT ABDÜLSAMED Kuran-ı Kerim Tüm Sureler İndir
- 3000 YILLIK FİRAVUNUN CESEDİ
- H.z Muhammed`in Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği:
- FIKRALAR
- Süleyman Hilmi Tunahan (ks) Hazretleri’nin veciz sözleri
- Yılbaşı kutlama’larına katılmak küfürmü ?
- Pompei Halkı Lut Kavmi ile Aynı Sona Uğradı
- ATEİST GENCİN DİN ADAMINA SORULARI
- Rusya’da bir bebeğin vücudunda Kuran’dan ayetler belirmeye başladı
- İLAHİLER
Blogroll
TIMETURK
- Kendi kendini temizleyen DVD
- KESK'ten şölen iptali
- Afganlar Talibanı istiyor
- Özel hastaneler artık hayal oldu
- Ufuk Uras'tan 'sol' eleştiri
- YÖK'ten katsayı açıklaması
- 20 kiloluk bal birbirine düşürdü
- Luca Toni Bayern'den ayrılıyor
- ''7 askerin şehit edilmesi zaman dilimi açısından düşündürücü''
- Minare Fransa'yı da gerdi
Giyinmek
Yazan: Site – Yönetici Aralık 8, 2009
Giyinmek
Giyinme meselesi de, yukarıda kaydettiğimiz bütün meselelerde aynen yemek meselesi gibidir. Burada da asıl olan, Rasûlullah (sas) den gelen şu rivayettir: Rasûlullah (sas) insanın iki şekilde meşhur olmasından menettiler: Bunlardan birincisi, herkesin parmağı ile göstereceği şekilde son derece güzel ve yeni elbise giyinmek. İkincisi de, yine herkesin parmağı ile göstereceği şekilde eski bir elbise giyinmek. Bunlardan birincisi israf, ikincisi ise,’ cimriliktir. İşlerin hayırlısı ise orta olanıdır.
Bütün vakitlerde yıkanmış, temiz giymek gerekir. İlle de yeni ve güzel olsun diye bir külfete girilmez. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Sade giyinmek imandandır.” Ancak bazı vakitlerde, toplantılarda ve bayramlarda bulunabilenin en güzelinin giyilmesinde bir beis yoktur. Rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sas) kendisine Mukavkıs’ın hediye etiği Fenek cübbesini, bayramlarda, toplantılarda ve kendilerine gelen heyetleri kabulde giyiyorlardı. Yani Rasûlullah’ın (s.a.v) ipek ile dikilmiş bir kaftanları vardı. Bunu da bayramlarda ve toplantılarda giyiyorlardı. Bazı vakitlerde böyle bir elbiseyi giymekte, nimetin izharı vardır. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Allah bir kuluna nimet verdiği zaman, onun üzerinde nimetin eserini görmek ister.“
Bütün vakitlerde böyle mükellef giyinmede, büyüklenme olabilir. Bu durum muhtaç durumda olanların buğzunu celbeder. Bundan sakınmak daha evlâdır. Aynı şekilde kış mevsiminde, soğuğa karşı bir cübbe kâfi geldiği halde, iki veya üç tane giyinmek te gerekmez. Bu da muhtaç durumda olanları kızdırır. Bu durum da bir başkasına eziyet veren bir kazanç şekli olduğu için nehyedilmiştir. Bu kimsenin maksadı, daha azı ile de meydana gelir. Onun için evlâ olanı, kışın kalın elbiseleri tercih etmektir. Rivayet edildiğine göre Hz. Ömer (ra) kalın olan elbiselerden giyinirdi. Çünkü kışın sert ve kalın giyinmek, yazın da yumuşak giyinmekte bir beis yoktur. Çünkü sert elbise, kışın soğuktan, ince ve yumuşak elbiseden daha iyi korur. İnsan kışın böyle elbiseye ihtiyaç duyar. Yumuşak elbise ise, yazın teri sert elbiseden daha iyi kurutur. İnsan yaz mevsiminde böyle bir elbiseye daha çok ihtiyaç duyar. Şayet helâl yoldan temin imkânı varsa, kışın da yazın da yumuşak elbise giyinmek caizdir. Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: “De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı nimeti, temiz ve hoş rızıkları haram kılan kimdir?…”
Yukarıda da açıkladığımız gibi, bir kimsenin güzel şekilde yemesi ve giyinmesi mendubtur. Aynı şekilde ailesinin yiyeceğine ve giyeceğine de itina göstermelidir. Çünkü insan, aile efradına en güzel bir şekilde harcamakla emrolunmuştur. Güzel ve maruf olan, israfa girmeksizin, fazla cimrilik te yapmaksızın harcamaktır. Bu hususta şöyle dediler: Bir kimsenin aile efradının bütün arzularını yerine getirmesi gerekmez. Bütün isteklerini reddetmesi de doğru olmaz. Bu ikisinin ortasında bir harcama yapmalıdır. İşlerin hayırlısı ortasıdır.
Bunun yanında bir kimsenin devamlı doymuş bir vaziyette olması da gerekmez. Evlâ olanı Rasûlullah’ın (s.a.v) tercih ettikleri ve şu hadiste açıkladıkları şekildir: “Bir gün aç kalırım, bir gün doyarım.” Hz. Aişe (ra) validemiz Rasûlullah (sas) vefat ettiğinde, şöyle diyerek ağlıyordu: “Ey hasırı divana tercih eden, cehennem korkusu ile geceleri uyumayan, ipek giymeyen, arpa ekmeğinden karnı doymayan.” Yine Hz. Aişe (ra) validemiz şöyle diyordu: “Bazan ay veya aydan daha fazla bir zaman geçer, evimizde ateş yanmazdı. Yiyeceğimiz iki siyah şey olan su ve hurma idi.” Bir başka hadisde de şöyle Duyuruluyor: “Kıyamet günü insanların en çok aç kalanı, dünyada iken en çok doyanıdır.” Bunun için de bütün vakitlerde devamlı olarak tok gezmekten sakınmak evlâdır.
İnsanın kendisinden faydalanılmayacak şekilde yemeyi ve içmeyi bırakması caiz olmaz. Açlık sonunda o dereceye gelir ki, kendisine zarar verir. Midesinde yanmalar olur ve midesi bozulur. Bundan sonra artık yemek te fayda vermez. Çünkü ihtiyaç ânında bu duruma gelmeden alıp yemek nefsin hakkıdır. Rasûlullah (sas) ashabından bazısı için şöyle buyurdular: “Nefsin senin bineğindir. Ona yumuşak davran ve onu aç bırakma.” Bir başka hadisde de, “Nefsinin sende hakkı vardır. Ailenin sende hakkı vardır. Allah’ın sende hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver.” buyuruluyor. Rasûlullah (sas) Mikdâd b. Ma’dî Kerib’e şöyle buyurdular: “Ye, iç, ve gururlanmak-sızın giyin.” Emir sigası, vücub için hakikattir. Bu duruma gelinceye kadar yemekten kaçınmak, insanın kendisini ölüme sürüklemesidir ki, bu da haramdır. Diğer taraftan bunda, ibadetleri edâ etmeye mani olan bir sebebe yapışma vardır. Çünkü ibadetler ancak bu şekilde edâ edilebilir. Yapılması gereken ibadetleri edâ etmemek haram olduğu gibi, ibadetleri yapmamayı netice veren bir ortamı hazırlamak ta haramdır.
Ancak nefsi ibadetleri edadan âciz bırakmayacak şekilde aç bırakmak ve sonra da onu doyurmak mubahtır. Bu durumda insan, ya oruçlu olduğundan ibadetini tamamlamak için yemekten kaçınıyor veya yediği yemeğin kendisine daha lezzetli gelmesi için bu yolu tercih ediyor. Çünkü bir yiyecek daha aç bir vaziyette yenilirse, lezzeti de daha fazla olur. Böyle isabetli bir gaye için bu yol tercih edildiğinde, mubahtır. Bu mesele de aynen doyduktan sonra yemekte izah ettiğimiz gibidir.
Doyduktan sonra yemek, meşru bir gayenin dışında haramdır. Sonradan yemenin fayda vermeyeceği bir şekilde aç kalmak ta uygun bir şey değildir. Bu, aksine insanın kendisini telef etmesidir. İnsanın kendi nefsini muhafaza etmesi, diğerlerinden önde gelir. İmkân ölçüsünde bir başkasının hayatta kalmasını temin etmek onun vazifesi olduğuna göre, onu telef edecek şartlan hazırlaması da helâl olmaz. Başkası için böyle olunca, kendisi için öncelikle caiz olmaz.
Bu Meselede Bazı Yanlış Görüşlerin Reddi Yazının devamını oku »
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İslam İktisadında Helal Kazanç | » yorum bırak;
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLAHİ, İLAHİ ve KASİDE`LER | Etiketler: arafat dagi, İLAHİ | 1 Yorum »
Bir Meleğin Ömrü !
Yazan: Site – Yönetici Aralık 7, 2009
Bir Meleğin Ömrü !
Rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, semâ’ya yükselip Mi’râca çıktığı zaman, bir yerde melekler gördü. Şerefli bir yerde bazısı bazısının (ardına) doğru gidiyordu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’a sordu.
-”Bu melekler, nereye gidiyorlar?” Cebrail Aleyhisselâm: -”Bilmiyorum! Ancak ben yaratıldığım günden beri onların böylece gittiklerini görüyorum. Onlardan daha önce gördüğümü bir daha hiç görmedim,“dedi.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) Hazretleriyle, Cebrail Aleyhisselâm, onlardan birine sordular:
-”Ne zaman yaratıldın?” O, melek:
-”Bilmiyorum! Sadece bildiğim, Allah Teâlâ Hazretleri, her dört bin senede bir, altı yıldız yaratır. Allah, beni yarattığı günden beri, dörtyüz bin yıldız yarattı,” dedi. Kudreti bu kadar büyük ve melekûtu bu kadar geniş olan Allah Subhânehû ve Teâlâ Hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Kendileriyle yeryüzünde olan melekler murad edilmiştir.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt -1
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, MELEKLERE İMAN, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
YORUMSUZ……
Yazan: Site – Yönetici Aralık 7, 2009
YORUMSUZ……
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, MiZAH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 2 Yorum »
Sözün Tesiriyle Ölen Vaiz
Yazan: Site – Yönetici Aralık 6, 2009
Sözün Tesiriyle Ölen Vaiz
Rivayet olunur. Bir âlim vardı. Sözü tesirliydi. Büyük bir kuvvetle kalblerde tasarruf ederdi. Onun vaaz meclislerinde bir çok kişi ölürdü. Her vaazında konuşmalarının ve vaazının tesirinden bir, iki kişi Ölürdü. O vaizin bulunduğu şehirde yaşlı bir kadın vardı. O yaşlı kadının ince kalbli ve hemen infiale gelen cezbe sahibi bir oğlu vardı. Yaşlı kadın oğlunu o meşhur vaize ve onun bulunduğu meclislere gitmekten sakındırıyordu. Oğluna; adı geçen vaizin meclislerine gitme, diyordu. Yaşlı kadının oğlu bir gün farkına varmadan gafletle o vaizin meclisinde hazır bulundu. Allah’ın emri tecelli etti olan oldu. (O yaşlı kadının oğlu vaaz esnasında vefat etti.) Sonra o yaşlı kadın bir gün yolda o vaize rastladı. Yaşlı kadın, vaiz efendiye seslendi:
Sen hidâyete ermezken, halkı mı hidâyete davet edersin? Dikkat et! Muhakkak ki bu (hareketin) fayda vermez. Ey eğe taşı! Daha ne zamana kadar, sen kesmediğin halde, Demiri keskinleştirmeye devam edeceksin?
Vaiz Efendi, yaşlı kadının bu sözlerini işitince feryad etti. Bağırıp, yere düştü. Bayıldı. Onu alıp evine götürdüler. Vefat etti. Allah’ın rahmetine kavuştu. Vaizler mihrab’da cilveli cilveli sana, “gel tevbe et” derler. Vaiz kendi şeklini daha düzeltmemiş, kendisi vaaza muhtaçtır.
ilmiyle amel etmeyen Vaiz ve hatiblerin akıbeti Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
“İsrâ (mîrâc) gecesi, bazı insanlara uğradım. Dudakları, ateşten yapılmış makaslar ile kırpılıyordu. Ben:
-”Ey Cebrail bunlar kimlerdir?” dedim. 0:
-”Bunlar, senin ümmetinin, insanlara iyiliği emredip, kendi nefislerini unutan hatibleridir. Cehennemde paylarına düşen cezayı çekiyorlar. Onlara:
-”Sizler kimlersiniz?” denildiğinde, onlar:
-”Biz insanlara, hayrı emreder; kendi nefsimizi unuturduk. (Söylediklerimizle amel etmezdik) diye cevab verirler. Evzâî buyurdular:
Lahitler, (kâfirlerin içinde oldukları sandukalar), kâfirlerin leşlerinden gördükeri (duydukları) pis kokulardan Allahü Teâlâ Hazretlerine şikâyette bulundular. Allahü Teâlâ Hazretleri ona vahyetti:
-”Ulemâ-i sû (kötü âlimlerin) karınları, sizin içinde bulunduğunuzdan daha pis kokuludur,” buyurdu.
Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
“Herhangi bir kul, hutbe okuduğunda muhakkak Allahü Teâlâ Hazretleri, kıyamet günü ona, hutbesiyle ne murad ettiğini kendisine soracaktır.“
Şeyh Üftâde Efendi buyurdular:
Eğer vaaz eden kişi, kendisini, dinleyenlerden hayırlı görürse, işi zorlaşır. Yine konuşmasına kulak veren kimse olmazsa, o kişi, dövünüp kafasına vuran kimseyle müsâvî ve eşit olup işi zordur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:
“Nice vaizler vardır ki, şeytan onunla oynaşır.“
Allah’ım ben ancak Müslümanların benden faydalanacakları sözleri söyleyeyim. Ben cehennemde azablandırılacak biri olsam bile… Bu kötü bir sonuç çeşitidir. Lakin içinde, kötülüğün hazzını görme korkusu vardır.
Yine buyurdular:
İnsanlara vaaz edenler, ya insanların kendisinin bildiği şeyi bildiğine inanır. Ya da insanların kendisinin bildiğini bilmediğine inanır. Birincisine düşen insanların onun vaazına ihtiyaçlarının olmadığını bilmesidir. İkincisi ise, İnsanların câhil, kendisinin âlim olduğunu isbat etti. Bu ise tamamen kibirdir. Gerçekten nefsin hileleri çoktur. Ondan kurtulmak ancak ve ancak Allah’ın lütfü ve keremiyle mümkündür. Bu durumun en düşük hali, Efendimiz (s..a.v.) Hazretlerinin şu hadîsini mülâhaza etmesidir:
“Muhakkak Allahü Teâlâ Hazretleri,’ bu dini, facir (ve fasık) bir kişiyle (bile) kuvvetlendirir (teyid eder.)”
Sâlik (hak yolun yolcusu), hakikate erişmedikçe, ikilem ve (nefsin pençesinden) kolay kolay kurtulamaz. Efendimiz (s.a.v.)
Hazretleri buyurdular, “Âlimler, müstesna bütün insanlar, sarhoşturlar.” İhlâs sahibleri gerçekten büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar. Emniyet, ancak ihlasa erdirilmiş kişilerindir. Onlar da hakikî tevhide ulaşmış kişidir. 0 da “adem” yokluk ve “vucûd” varlığının son haddinde, kahr ve harici kerem ile fânî olmuştur. Bu durumda külli yani tam fena olmak vardır. Allahü Teâlâ Hazretlerinin Şeytana hitaben:
“Hakikat, o kullarım (ki), senin onlar üzerine bir sulta’n (ve gücün) yoktur 15/42.” Âyetiyle murad edilenler işte bunlardır.
Bütün mertebelerde elbette şeriate riâyet etmek lâzımdır. Çünkü kemâl yani manen olgunluk ancak şeriat ile mümkündür. Şeriate riâyet etmeyen kişi, noksandır. Bundan dolayı cezbeye tutulanlar, noksanlıklardan hali değildir, (soyutlanmamıştır). Görmüyor musun? Peygamberlerden hiçbirine, bunaklık ve delilik ânz olmadı. Kemâl mertebesinde olan kâmil kişinin aklı da tam ve mükemmel olur. Hatta istiğrak halindeyken bile, kapının gıcırtısını hisseder. Ya Rabbi! Bizi kemâl derecesine ulaştır. Âmin.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »
HALK ŞAİRİ ABDĞLVAHAB KOCAMAN – DÖNDÜ .. DNMEDİ !
Yazan: Site – Yönetici Aralık 6, 2009
HALK ŞAİRİ ABDÜLVAHAB KOCAMAN
DÖNDÜ .. DÖNMEDİ !
ÇOK İLGİNÇ VE GÜZEL BİR ŞİİR
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ŞİİR | 1 Yorum »
“İslâm düşmanlığı onların genlerinde var…”
Yazan: Site – Yönetici Aralık 5, 2009
“İslâm düşmanlığı onların genlerinde var…”
Bu kaçıncı darbeleri, kaçıncı hakaretleri!..
Gördünüz mü İsviçre’nin hoşgörüsünü! Değil İslâm’ı, değil ezanı, ezansız minareyi bile hoş görmüyorlar…
Mâide sûresi 5. âyet, “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” emriyle bu iki güruha karşı tavrımızın nasıl olacağını tayin etmiş. “Onlar birbirlerinin dostlarıdır” buyurarak da bize asla dost olmayacaklarını bildiriyor. Buna rağmen onlara dostlukta ısrar edenleri ise, “Onları dost edinenler onlardandır” buyurarak deşifre ediyor. Deşifreden de öte, bu dostluğun bir zulüm olup, bu zulmü işleyenlerin âkibetlerinin nasıl olacağını şöyle haber veriyor: “Allah zâlim kavme/topluluğa hidayet vermez, onları doğru yola iletmez.”
Atalarımız da bunu şöyle özetlemişler: “Domuzdan post gâvurdan dost olmaz.”
Bu iki topluluk, bize dost olmadıklarını, hiçbir zaman da olmayacaklarını ellerinden geldiği ve dillerinin döndüğü kadar zaten kendileri ispat etmeye çalışıyor. Ama biz anlamaya yanaşmazsak onlar ne yapsın!..
Avrupalıların, Müslüman olmayan yabancılarla bir meselesi yok. Düşmanlıkları sadece Müslümanlara. Sadece Müslümanları döver, sadece onların evlerini yakar ve sadece onları sokak ortasında öldürürler…
Haçlı seferlerinde 2 asır boyunca yaptıkları zulüm ve akıttıkları onca Müslüman kanı içlerini soğutmaya yetmemiştir. Daha çok Müslüman kanı akıtmadan rahat edemiyorlar. Onun için habire öldürmeye devam ediyorlar.
Yapılan yeni öldürmeler de kâfi değil. Yeni bir haçlı seferi başlatılmalı. Bush işte bunun için düğmeye bastı ve kaç sene önce Afganistan ve Irak’tan yeni haçlı seferini başlattı. Bu ülkelerde, yüz binleri bırakın milyonla ifade edilen insan öldürülmüşse de bunu da kâfi görmüyorlar. Başka İslâm ülkelerinde de Müslümanlar öldürülmelidir.
Bu toplu cinayeti Büyük Ortadoğu Projesi, kısa adıyla BOP adı altında yapmayı düşündüler. Sanki İslâm ülkeleri, “Afganistan ve Irak’a uçaklarla tonlarca demokrasi yağdırdığınız gibi aman bize de demokrasi getirin” diye yalvarmışlar da onlar da öyle yapıyor. Önce 22, arkasından 25 İslâm ülkesine demokrasi getirmeye(!) karar verdiler. Kısaca BOP, 25 İslâm ülkesini Afganistan ve Irak gibi yapma projesidir. Projenin bir başkanı Obama’nın selefi Bush idi. Eş başkanının da neden Sayın Başbakanımız R. Tayyip Erdoğan olduğunu bilmiyoruz…
ABD’nin sadece Irak’a demokrasi yağdırması kâfi gelmedi. Komşu Müslümanlara da demokrasi getirmek lazımdı. Âyet-i kerimede, “Onlar birbirlerinin dostlarıdır” buyuruluyor ya, Yahudi İsrail ile Hıristiyan ABD dost oldukları için, İsrail de dostu ABD’nin Irak’a yaptığı gibi Filistin’e demokrasi yağdırmaya hâlâ devam ediyor…
Ama bunlar işin sadece maddi tarafı. Bir de açtıkları mânevî yaralar ve zararlar var. Bildiğiniz gibi Hıristiyan Avrupa, karikatürle Peygamberimiz’e hakaretten sonra, hakaretlerini söz ile yapmaya kadar götürdü. Hem de, Hıristiyan âleminin başı olan Papa’nın ağzıyla… Papa’nın hakareti demek, bütün Katoliklerin hakareti demektir…
Papa, Peygamberimiz’e hakaretinin arkasından, “Hem sizin Peygamberiniz’i aşağılarım hem de memleketinize gelirim” dercesine memleketimize geldi. Başbakanımız tarafından da uçağın merdivenlerinde karşılandı.
Gelelim taze meseleye; özgürcü, medenî, hoşgörü ülkesi(!) İsviçre halkının minare yasağına evet demesine…
Hıristiyanları çok iyi tanıyan Prof. Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi, anlaşılıyor ki “İslâm düşmanlığı onların genlerinde var…” Referandumdan “Minareye yasak” kararı çıkması da bunun isbatı…
Avrupa’daki yüzlerce cami ve mescidler sıradan bir bina gibidir. Dışarıdan hiç birinin cami veya mescid olduğu bilinmez. Çünkü minareleri yok. Almanya’da sadece birkaç yerde minare var. İsviçre’de de 4 tane varmış.
Minare olsun olmasın, Almanyasında da İsviçresinde de dışarıdan duyulacak şekilde ezan okumak YASAK. Türkiye’de ise kiliselerin çan çalmaları serbest. İstanbul’da her zaman çan sesi duyulur. Türkiye’de kilise çanının serbest olduğunu bile bilmeden, “İsviçrelilerin minare istememeleri gayet normal. Türkiye’de kiliselerde çan çalınsa biz ister miyiz?” diyenlerin câhilliklerine ne demeli bilmem. Bunlar kimden yanadır acaba?..
Dedik ya, Avrupa’da ezanlar zaten mescidlerin içinde okunuyor. Minare, sadece görüntü, yani oranın mescid olduğu bilinsin için yapılıyor. İsviçreliler böyle bir görüntüye değil, İslâm’ın kokusuna bile tahammülü edemiyorlar…
Gerçi bazı İsviçre hükümet yetkilileri bu referandum sonucundan rahatsız. Ama bunun bir hoşgörüsüzlük olduğundan değil, turizm gelirinin eksilmesine sebep olacağı korkusundan…
Sadece İsviçre değil Avrupa’nın her tarafında İslâm korkusu, hayır İslâm korkusu değil, İslâm düşmanlığı yaygın. İsviçre’den sonra Hollanda da ezan referandumuna hazırlanıyor. Bakmayın siz bazı Avrupalı parlamenterlerin İsviçre’deki referandum sonuçlarını yadırgar göründüklerine. Hiç şüpheniz olmasın, dini imanı para olan bu güruhun maddî gelirde zararları olacağı korkusu olmasa, hepsi İsviçre’yi takip eder.
İsbatı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye kabul edilmesi meselesi… Türkiye’yi alacağız-almayacağız diye senelerdir bizimle oyum-oyum oynamıyorlar mı? Birisi çıkar, “AB bir Hıristiyan topluluğudur; Türkiye ise Müslümandır, alamayız” der. Başka birisi çıkar yalancıktan onun söylediğine ters şeyler söyler. Bu karşılıklı sözler tekrarlanır durur. Yani bizimle dalga geçerler. Ve Müslüman Türkiye ile oynanan bu oyun tekrarlanır durur… Biz de kendi benliğimize dönmek yerine, AB kapılarında “Ha aldılar ha alacaklar” diye bekler dururuz…
| Ali Eren – Vakit | 2009-12-03 |
Haber vaktim .com
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, HABERLER, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »
HALK ŞAİRİ – ABDÜLVAHAB KOCAMAN – EY TÜRK GENÇLİGİ
Yazan: Site – Yönetici Aralık 5, 2009
HALK ŞAİRİ – ABDÜLVAHAB KOCAMAN – EY TÜRK GENÇLİGİ
Çok güzel bir şiir
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ, ŞİİR | » yorum bırak;
Mevlana’dan altın öğütler
Yazan: Site – Yönetici Aralık 5, 2009
Mevlana’dan altın öğütler
Bil ki iyiler mutlaka kazanır.
1- Dil tencere kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu; ne pişiyor anlarsın.
2- Kalbi ve sözü bir olmayan kişinin yüz dili bile olsa, o yine dilsiz sayılır.
3- Ne kadar konuşursan konuş, söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.
4- Fikir ona derler ki yol açsın; yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın.
5- İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
6- Aklın varsa bir başka akılla dost ol, işlerini bir bilene danışarak yap…
7- Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.
8- Hayatta muvaffak olmak için üç şey lazımdır: Dikkat, intizam çalışma.
9- Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.
10- Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
11- Görünüşte acı su da, tatlı su da berraktır. Zevk sahibinden başka kim anlayabilir?
İşin ehlini ara. İşin ustasını sor. Onu bul! Tatlı su ile acı suyun farkını işte ancak O anlar.
12- İçinde pusu kurmuş olan nefis, kibir ve kin bakımından bütün düşmanlardan beterdir.
13- Çalış Can! Sebeplere sarıl. Kader, kader deyip kederlenme. Unutma ki; dua ve çaba kaderin önüne geçer.
14- Üzülme Can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.
15- Doğru olan hiçbir zaman zarar görmez. Birkaç gün sabret de gör, nasıl da gülüp mutlu olacaksın!
16- Can konağını aramadaysan cansın; bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin.
Şu nükteyi biliyorsan işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan osun sen.
Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
***
Dostum sen düşünceden ibaretsin.
Gerisi et ve kemiktir.
Gül düşünürsen gülistan,
Diken düşünürsen dikenlik olursun.
..
Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, GÜZEL SÖZLER, H.Z MEVLANA, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
İlim meclisi
Yazan: Site – Yönetici Aralık 4, 2009
İlim meclisi
İlim, en şerefli cevherdir. (Cevheri bakımından şereflidir). Lâkin ilimle beraber elbette ibâdetin de olması lâzımdır. İlim ağaç menzilesinde (mertebesinde) ibâdet ise onun meyvesi menzilesindedir. Şeref ağacındır. Çünkü ağaç asıldır. Lâkin ağaçtan faydalanmak meyveleri sebebiyle olmaktadır. Ebû Zer (r.a.) Hazretlerinin hadîs-inde şöyle buyrulmuştur:
“İlim meclisinde bulunmak, bin rek’at (nafile) namaz’dan daha faziletlidir. Bin hastayı ziyaret etmekten bin cenazeye katılmaktan daha faziletlidir. Denildi ki:
-”Ya Rasûlellah” ilim meclisinde bulunmak Kur’ân-ı Kerim okumaktan da faziletli mi?” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:
-”Kur’ân-ı Kerim ancak ilim ile fayda verir,” buyurdular.
Mesnevi de buyuruldu:
Süleyman Aleyhisselâm’ın mülkünün mührü ilimdi.
Bütün âlem onunla şekil ve cân buldu.
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1
Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, GÜNDEM, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;
var skimlinks_pub_id = “725X1342″;
var skimlinks_sitename = “karayaka.wordpress.com”;
var skimlinks_domain = “go2.wordpress.com”;
skimlinks();
_qoptions = { labels:”adt.0,language.tr” };_qacct=”p-18-mFEk4J448M”;quantserve();
st_go({‘blog’:’749787′,’v':’wpcom’,'user_id’:’0′,’post’:’0′,’subd’:'yukarikayalar’});
ex_go({‘crypt’:'RDZ8LFkxbXEvdUJVfjEsMSY2NTdUZkUtOU8/cnRHVC9FMy81Kyt+NldwejZMNGVLfCYya2dUT2JYYUtEM1V6b0NmSmwsLEtGVltsLXhVSnRCUFNpfk1WMkZYb0FkRXpqbUFMNmY4MzdnLnxCWHgyaVJMMUQxQmNwWi9yUC1wU29xMyZMWW1dMUYxejhKdUptanQzLE5GVFJLWlk0RWJzQQ==’});
addLoadEvent(function(){linktracker_init(’749787′,0);});
















